Neden bilmiyorum. Belki de daha önce hiç çok yakın bir akrabamı veya arkadaşımı kaybetmediğim içindir. Yani klasik kaybetme korkusu yüzündendir..
Kaç yıl önce izledim hatırlamıyorum. Beni en etkileyen repliklerden biriydi Kaybedenler Kulübü'nde Nejat İşler'in sorduğu soru.. 'ÖLÜMÜN OLDUĞU YERDE DAHA CİDDİ NE OLABİLİR?'
Sizin de kafanız zaman zaman bu düşüncelerle dolmuştur mutlaka. Mesela ben sevdiğim biriyle kavga ettiğimde ya da küstüğümde aklıma hep 'ya ona bir şey olursa o zaman ne yaparım, değer mi küs kalmaya, kalp kırmaya?' diye düşünürüm ve o an haklı da olsam haksız da olsam içimde müthiş bir özür dileyip barışma isteği doğar.. Bazen bu isteğe boyun eğsem de çoğu zaman gurur yapıp barışmak için ilk adımı karşımdaki insandan beklerim.
Dargınlıklar, kırgınlıklar, işittiğiniz kötü sözler vs... Her şey affedilir, unutulur.. Eğer unutmak diye bir şey olmasaydı insanoğlu mutlu olamazdı, hep geçmişe takılı kalırdı. Affetmek büyüklüktür, özür dilemek ise ondan daha büyük bir eylemdir bence.. Her insan özür dileyemez, bazıları kendini haklı gördüğü için yapmaz bunu, bazıları hiçbir şey olmamış gibi davranınca da düzeleceğini düşündüğü için, bazları gururdan, bazıları ise özür dilemeyi küçüklük olarak gördüğünden.. Oysa bir nefese bağlı olan şu hayatımızın biteceğini düşünmüyoruz hiç.. Kırıyoruz birbirimizi hiç O'nsuz kalmayacakmışız gibi..
Hayat çok plansız, nerede ne yaşayacağını bilemiyor insan. Bu yüzden küçük olaylar hakkında karar verirken, tartışırken bir düşünün 'En kötü ne olabilir? Ben bu kötü sonucu kaldırabilir miyim? Yapacağım şey yaşayacaklarıma değer mi?' diye..
Şimdi sırası sizde.. Kiminle küs olduğunuzu kimi kırdığınızı bir kez daha düşünün bakalım sevgili dostlarım..
Bir daha görüşünceye dek,
Sağlıcakla kalın!

